Cum
7
Ağu
10:04 am

boşanma  13

İşte Türklerin boşanma gerekçeleri

Türklerin 1964 ile 2008 yılları arasındaki boşanma gerekçeleri kitap oldu. İşte avukat Mehmet Şerif Sağıroğlu derlediği Türkiye’de mahkemelere yansıyan gerçek boşanma nedenleri:

Boşanma konusunda aile mahkemelerince verilen ilginç kararlar, avukat Mehmet Şerif Sağıroğlu tarafından “neden boşandılar’ adlı kitapta bir araya getirildi.

Kitabın ”Türkiye’de mahkemelere yansıyan gerçek boşanma nedenleri” başlıklı bölümünde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Hukuk Genel Daireleri’nce boşanma davalarına ilişkin 1964 ile 2008 yılları arasında verilen değişik kararlar yer aldı.

Bu kararlardan bazıları şöyle:

”-Kadının ırzına geçilmiş olması, kocası açısından ortak hayatı çekilmez hale getiren bir olaydır. Türk toplumu, karısı böyle bir duruma düşen kocadan karısını şefkatle bağrına basmasını beklemez. Bu şartlar altında kocayı müşterek hayatı devam ettirmeye zorlamak haksızlık olur. Bu halde boşanmaya karar verilmesi gerekir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi/1 Mart 1976)

-Hangi nedenle olursa olsun cinsel uyum ve doyumun sağlanmaması evlilik birliğini temelinden sarsar. Olayımızda kocanın cinsel organı normal yapıda olmasına rağmen psikolojik nedenlerle olsa dahi 8 aylık evlilik süresinde eşinin kızlığını bozamamış olması, evlilik birliğini temelinden sarsar. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi/25 Ocak 1990)

-Davalı kadının gerçekten kesin yasağı bile söz konusu olmayan ve yoruma açık bulunan tesettür (örtünme) hususunda bağdaşmaz bir tutum içine girmesi müsamaha ile karşılanamaz. Nişan töreninde başörtüsüz fotoğraf çektirmiş ve orta öğretim sırasında yine örtünmeyi düşünmemiş bir kızın evlendikten sonra başörtüsüyle gezmekte ısrar etmesi uygun bir davranış sayılmaz. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi/25 Ocak 1983)

-Evlilik hayatında kadın ve erkeğin birbirine her bakımdan zevkle yaklaşması ve bu suretle cinsel doyuma ulaşmaları asıldır. Erkek görünüşlü ve ömür boyu ilaç gücüyle dişiliğini korumaya çaba sarf eden bir kadınla erkeğin yaşamaya zorlanması mümkün değildir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi/14 Mayıs 1981)

-Tarafların 3 yıldır aynı evde 2 yabancı gibi yaşadıkları, aynı ortamda yemek yemedikleri, farklı odalarda yattıkları, kadının istek ve düşüncelerini yazıp kapı altından atmak suretiyle kocasıyla iletişim kurduğu, bu yazılarda kocasından nefret ettiğini de belirttiği anlaşılmaktadır. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi/17 Aralık 2003)

-Davacı kocanın davalı kadını evden kovduğu, davacı kadının ise kocasının kendisini daha çok sevmesini temin amacıyla onun yemeğine tırnak, idrar ve kan kattığını beyan ettiğinin anlaşılmasına göre davacı kadın daha ziyade kusurludur. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi/26 Şubat 2002)”

BAZI KARAR GEREKÇELERİ

Boşanma davalarında karar gerekçeleri arasında yer alan bazı ifadeler de kitapta şöyle sıralandı:

”-Kadının kocasının cebinden habersiz para alması güven duygusunu sarsıcı ve ahlak kurallarına ters düşen bir eylemdir

-Kocanın geceleri yatağını sık sık ıslattığı ve bu rahatsızlığın sürekli nitelikte olduğunun tıbbi raporla sabit olduğu anlaşıldığından, kadının bu duruma katlanması beklenemez

-Kadının iki taraflı ve doğuştan kalça çıkığı cinsel birleşmeyi zorlaştırdığına göre evlilik çekilmez haldedir

-Kocanın evlilik görevlerini yerine getirmediği, karısını ‘Seni boşadım, boşsun’ diyerek evden kovduğu anlaşılmaktadır

-Kocanın karısını devamlı olarak silahla tehdit ettiği, dövdüğü, halıya sarıp üzerine oturduğu anlaşılmaktadır

-Kocanın karısına kötü muamelede bulunduğu, karısının iç çamaşırlarını balkondan attığı, diğer eşyalarını da evden attığı anlaşılmaktadır

-Kadının kendisini aşırı şekilde ibadete verdiği, yemek yapmadığı, evin temizliği ve çocuklarla ilgilenmediği anlaşılmaktadır

-Kadının alışılagelmiş temizlik kurallarına uymadığı, adeta saçından yağ damladığı ve koktuğu anlaşılmaktadır

-Kadının televizyona çıkarak aile sırlarını açıkladığı anlaşılmaktadır.”

bosanma resim

Çocuğun Babasından Karşılaması Gereken Sekiz Temel İhtiyacı
1. SEVGI : Baba çocuğuna olan sevgisini soylemekle yetinmek yerine bunu ona davranışlariyla da göstermelidir. Randevu saatine gecikmemek, cocugun spor etkinligi veya okul gösterilerini kaçırmadan orada bulunmak, çocuğun sevildiğine inanıp güvenmesi için çok gereklidir.
2. ZAMAN: Toplum erkekten cok calisip cok kazanmasini beklerken, evde zaman gecirmesine pek sicak bakmaz. Bu yuzden bir baba evde zaman gecirmekten rahatsiz olabilir. Oysa cocuk babayla yeterli ve kaliteli zaman gecirmeye ihtiyac duyar.
3. ÖVGÜ: Cocuk ogretmenlerinden, arkadas ve akrabalarindan ovgu alsa bile, babasinin kendisiyle gurur duydugunu gormek ister. Spordaki basarilarini, derslerdeki basarilarini sik sik ovmeniz onun kendisinle gurur duyan ozguvenli bir birey olmasi icin cok onemlidir.
4. ÖZGÜVEN: Cocuklariniz icin surekli endise duymaniz onlarin kendilerine olan guvenlerini sarsar. Sizden uzaktayken onlarin baslarinin caresine bakacaklari konusunda endise duymadiginizi belirtmeniz gerekir.
5. SINIRLAR: Sosyal davranislar konusunda sinirlar belirlenerek onlara kabul edilebilir bir birey olmalari ogretilmelidir. Cocuk kendi icsel sinirlarini, ebeveynlerinin cizdigi dis sinirlar yardimiyla belirler.
6. YAPTIRIM: Sınırlar ihlal edildiğinde bunun sonucu ne ile karsilasacagi ogretilmezse, sadece konusmak bir ise yaramaz. Yasina gore cocuga davranisinin bedeli odetilmelidir. Bu ona siddet uygulamak degil, anlayabilecegi bir ceza vermek olmalidir. 3-5 yasindaki kavga eden kardeslerin ayri odalarda 5 dakika kadar tutulup neyi yanlis yaptiklarini dusunmelerini saglamak, 10 yasindaki cocuk sokaktan eve gec geldiginde TV izlemesini yasaklamak gibi.
7. TUTARLILIK: Cocuga verilen sozler mutlaka yerine getirilmelidir. Saat altida alip yemege gotureceginizi soylediginiz cocuk sizi sekize kadar beklerse kendisini degersiz hissedecektir. Suc islediginde odemesi gereken bedel ihmal edildiginde tehditlerinize onem vermeyecektir.
8. YAŞITLARIYLA İLİŞKİ: Cocugun akranlariyla zaman gecirmesi desteklenmelidir. Sizinle gorusmesi gereken zamanda da olsa arkadaslarinla program yapmasini hos gormelisiniz.
Baba Olmanın Dört Gerçeği
1. Baba, çocuğun hayatında yol gösteren etkenlerden sadece bir tanesidir. Anne, öğretmenler, arkadaşlar, televizyon vs. gibi örneklerin arasında yer alan seslerden sadece biridir. Birden fazla cocugu olan babalarin cok iyi bildigi gibi her cocuk farkli bir ailede yetismis gibi kendi kisiligini olusturur. Yani baba tek ornekleme olarak cocugun karakterine damga vuramaz.
2. Her yaş gurubundaki cocuga ayni sekilde babalik yapmamalisiniz. Bir bebegin daha sefkatli bir babaliga ihtiyaci varken, ergenlik oncesi ya da sonrasi bir cocuk babasindan daha farkli duygusal, sosyal ve psikolojik destege ihtiyac duyar.
3. Buyudukce cocuklarin ozgurluk istekleri artar. Hangi yasta ne kadar ozgurluk taninmasi gerektigini bilmek, babaligin zorluklarindan biridir. Cocuk risk almaya cesaretlendirilirken, sinirlarini da bilmelidir.
4. Her çocuğun kişiliği farklıdir. Öğrenme kapasitesi, strese, zorluğa dayanıklılığı, girişkenliği, ilgi alanlari gibi bir çok farklılıklar gösterirler ve siz her çocuğa aynı şekilde babalık yapamazsınız.
Dört Farkli Baba Tipi
1. Cocuklarin farkli olmasi gibi her babanin da kisiligi ayridir. Tipik babalik yontemlerinden ilki otoriter babaliktir. Baba koydugu kurallara sorgusuz sualsiz uyulmasini bekler. Bu stil sevgi ve sefkatle desteklenmezse cocuk neden zorlandigini anlayamaz ve babaya darginlik duyar. Bu stilin avantaji sosyal parametrelere uygun ve duzenli aile anlayisi gelismis birey yetistirmektir. Dezavantaji, kendi dogrularini bulmak yerine empoze edilen kurallara hemen uyma tembelligini secen bireyler yetismesidir. Cocuk hatalardan ogrenmek yerine, ona ogretilenlerle sinirli kalir, bir yetiskin oldugunda kendi kararlarini veremez.
2. Diger bir babalik şekli cok hoşgorulu olmaktir. Cocuğa her istediği verilir, onu mutlu edecek her yol denenir. Bu cocuklar kendi yollarini cizemez yetiskin olduklarinda hedef belirleyemezler. Cocugun baba tarafindan belirlenmis sinirlara da ihtiyaci vardir.
3. Yukaridaki babalik sekline yakin bir digeri de yine cok hosgorulu olmak ama cocugun nerde ne yaptigi ile hic ilgilenmemektir. Isi ve kendi ozel hayatiyla cok fazla mesgul babalar cok gec oluncaya kadar olanlardan habersiz kalir ve cocuk babasinin ve kendisinin gozunde degersiz oldugunu dusunur. Buna babalik yontemi yerine kisaca babalik yapmamak da denebilir.
4. Hoşgörülü-otoriter baba çocuğa hayatı kendi basina öğrenme özgurlugu tanırken, aynı zamanda belli sınırlar koyar. Bu cocuklar gelisme ozgurlugunu ve baba otoritesinin yol gosterici etkisini birlikte yaşar, daha iyi yetişirler.
Kaynak:
“Divorced Dad’s Survival Book /
How to Stay Connected With Your Kids”
Yazarlar : David Knox PhD, Kermit Leggett<–>
Çocuğun Babasından Karşılaması Gereken Sekiz Temel İhtiyacı
1. SEVGI : Baba çocuğuna olan sevgisini soylemekle yetinmek yerine bunu ona davranışlariyla da göstermelidir. Randevu saatine gecikmemek, cocugun spor etkinligi veya okul gösterilerini kaçırmadan orada bulunmak, çocuğun sevildiğine inanıp güvenmesi için çok gereklidir.
2. ZAMAN: Toplum erkekten cok calisip cok kazanmasini beklerken, evde zaman gecirmesine pek sicak bakmaz. Bu yuzden bir baba evde zaman gecirmekten rahatsiz olabilir. Oysa cocuk babayla yeterli ve kaliteli zaman gecirmeye ihtiyac duyar.
3. ÖVGÜ: Cocuk ogretmenlerinden, arkadas ve akrabalarindan ovgu alsa bile, babasinin kendisiyle gurur duydugunu gormek ister. Spordaki basarilarini, derslerdeki basarilarini sik sik ovmeniz onun kendisinle gurur duyan ozguvenli bir birey olmasi icin cok onemlidir.
4. ÖZGÜVEN: Cocuklariniz icin surekli endise duymaniz onlarin kendilerine olan guvenlerini sarsar. Sizden uzaktayken onlarin baslarinin caresine bakacaklari konusunda endise duymadiginizi belirtmeniz gerekir.
5. SINIRLAR: Sosyal davranislar konusunda sinirlar belirlenerek onlara kabul edilebilir bir birey olmalari ogretilmelidir. Cocuk kendi icsel sinirlarini, ebeveynlerinin cizdigi dis sinirlar yardimiyla belirler.
6. YAPTIRIM: Sınırlar ihlal edildiğinde bunun sonucu ne ile karsilasacagi ogretilmezse, sadece konusmak bir ise yaramaz. Yasina gore cocuga davranisinin bedeli odetilmelidir. Bu ona siddet uygulamak degil, anlayabilecegi bir ceza vermek olmalidir. 3-5 yasindaki kavga eden kardeslerin ayri odalarda 5 dakika kadar tutulup neyi yanlis yaptiklarini dusunmelerini saglamak, 10 yasindaki cocuk sokaktan eve gec geldiginde TV izlemesini yasaklamak gibi.
7. TUTARLILIK: Cocuga verilen sozler mutlaka yerine getirilmelidir. Saat altida alip yemege gotureceginizi soylediginiz cocuk sizi sekize kadar beklerse kendisini degersiz hissedecektir. Suc islediginde odemesi gereken bedel ihmal edildiginde tehditlerinize onem vermeyecektir.
8. YAŞITLARIYLA İLİŞKİ: Cocugun akranlariyla zaman gecirmesi desteklenmelidir. Sizinle gorusmesi gereken zamanda da olsa arkadaslarinla program yapmasini hos gormelisiniz.
Baba Olmanın Dört Gerçeği
1. Baba, çocuğun hayatında yol gösteren etkenlerden sadece bir tanesidir. Anne, öğretmenler, arkadaşlar, televizyon vs. gibi örneklerin arasında yer alan seslerden sadece biridir. Birden fazla cocugu olan babalarin cok iyi bildigi gibi her cocuk farkli bir ailede yetismis gibi kendi kisiligini olusturur. Yani baba tek ornekleme olarak cocugun karakterine damga vuramaz.
2. Her yaş gurubundaki cocuga ayni sekilde babalik yapmamalisiniz. Bir bebegin daha sefkatli bir babaliga ihtiyaci varken, ergenlik oncesi ya da sonrasi bir cocuk babasindan daha farkli duygusal, sosyal ve psikolojik destege ihtiyac duyar.
3. Buyudukce cocuklarin ozgurluk istekleri artar. Hangi yasta ne kadar ozgurluk taninmasi gerektigini bilmek, babaligin zorluklarindan biridir. Cocuk risk almaya cesaretlendirilirken, sinirlarini da bilmelidir.
4. Her çocuğun kişiliği farklıdir. Öğrenme kapasitesi, strese, zorluğa dayanıklılığı, girişkenliği, ilgi alanlari gibi bir çok farklılıklar gösterirler ve siz her çocuğa aynı şekilde babalık yapamazsınız.
Dört Farkli Baba Tipi
1. Cocuklarin farkli olmasi gibi her babanin da kisiligi ayridir. Tipik babalik yontemlerinden ilki otoriter babaliktir. Baba koydugu kurallara sorgusuz sualsiz uyulmasini bekler. Bu stil sevgi ve sefkatle desteklenmezse cocuk neden zorlandigini anlayamaz ve babaya darginlik duyar. Bu stilin avantaji sosyal parametrelere uygun ve duzenli aile anlayisi gelismis birey yetistirmektir. Dezavantaji, kendi dogrularini bulmak yerine empoze edilen kurallara hemen uyma tembelligini secen bireyler yetismesidir. Cocuk hatalardan ogrenmek yerine, ona ogretilenlerle sinirli kalir, bir yetiskin oldugunda kendi kararlarini veremez.
2. Diger bir babalik şekli cok hoşgorulu olmaktir. Cocuğa her istediği verilir, onu mutlu edecek her yol denenir. Bu cocuklar kendi yollarini cizemez yetiskin olduklarinda hedef belirleyemezler. Cocugun baba tarafindan belirlenmis sinirlara da ihtiyaci vardir.
3. Yukaridaki babalik sekline yakin bir digeri de yine cok hosgorulu olmak ama cocugun nerde ne yaptigi ile hic ilgilenmemektir. Isi ve kendi ozel hayatiyla cok fazla mesgul babalar cok gec oluncaya kadar olanlardan habersiz kalir ve cocuk babasinin ve kendisinin gozunde degersiz oldugunu dusunur. Buna babalik yontemi yerine kisaca babalik yapmamak da denebilir.
4. Hoşgörülü-otoriter baba çocuğa hayatı kendi basina öğrenme özgurlugu tanırken, aynı zamanda belli sınırlar koyar. Bu cocuklar gelisme ozgurlugunu ve baba otoritesinin yol gosterici etkisini birlikte yaşar, daha iyi yetişirler.
Kaynak:
“Divorced Dad’s Survival Book /
How to Stay Connected With Your Kids”
Yazarlar : David Knox PhD, Kermit Leggett

NÖBETÇİ AİLE  MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’ NE

DAVACI                     :

VEKİLİ                                   :

DAVALI                      :

KONU                          :  MK.166 / son maddesi gereği boşanma talebidir.

AÇIKLAMALAR         :

1- Müvekkilim ile davalı …. yılında evlenmişlerdir.Tarafların ….doğumlu Öz…, 1…. doğumlu …em adında müşterek çocukları bulunmaktadır.

2- Müvekkilim karşı yan ile görücü usulü ile evlenmiş bulunmaktadır. Her iki taraf da başlangıçtan beri birbirlerini istememişler ancak ailelerin ve akrabalarının baskısın dayanamayarak bu evlilik kararına onay vermek zorunda kalmışlardır.Evliliğin ilk dönemlerinde,  geçim zorlukları,  çocuklarının bakım ve eğitimi için mücadele eden taraflar arasında, zaman içerisinde giderek artan boyutlarda sorunlar yaşanmaya başlamıştır.

3- Müvekkilim öğretmenlik  yaparken ( şu anda emekli ), yaşam koşullarını bir nebze daha iyileştirebilme adına ikinci işlerde çalışmaktadır. Buna karşılık o dönemde ev hanımı olan davalı taraftan gerekli anlayış, ilgi ve desteği görememiştir.

4- Eşler arasındaki uyumsuzluk, tarafların ve çocuklarının ortak yaşamının onarılmaz yaralar almasına neden olmuş, birlikte yaşam çekilmez hale gelmiştir. Bunun sonucunda müvekkilim tarafından boşanma davası açılmıştır.

…… . Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ….. E- ….. K. sayılı dosyası ile yapılan yargılama sonucunda, boşanmaya karar verilebilmesi için  yeterli kanaat oluşmadığından DAVANIN  REDDİNE  karar verilmiştir.

Verilen karar ………..tarihinde KESİNLEŞMİŞTİR.

5- Taraflar, dava tarihinden beri ayrı yaşamaktadırlar. Boşanma davası red edilmesine rağmen, evlilik birliğini  sürdürme isteği duymamış ve bu amaçla hiçbir şekilde bir araya gelmemişlerdir.

6- Tarafların müşterek çocukları sürekli olarak müvekkilin yanında yaşamışlar, her türlü  gereksinimleri müvekkilim  tarafından severek ve isteyerek karşılanmıştır

7- Müvekkilim, davalı eşi tarafından nafaka borcu nedeniyle İCRA TAKİBİNE maruz bırakılmış, müşterek çocukları ……M ile birlikte yaşadıkları evde haciz işlemi yapılmıştır.

Mahkeme ilamında KESİNLEŞME TARİHİNE KADAR nafakaya hükmedilmiş olduğu halde, KESİNLEŞME TARİHİNDEN SONRA DA -yanında kalmasına rağmen- müşterek çocukları ……..M  ve DAVALI EŞİ İÇİN yıllarca nafaka ödemiştir.

Davalı bu arada işe girmiş ve halen de çalışmaktadır. Başka bir ifade ile kendi geçimini sağlayabilecek durumdadır.

8- Davalı yan, müvekkilimin YASAL BİR ZORUNLULUK olmadığını bilmeden ödemeye devam ettiği nafakayı, yıllarca alıp kullanmış, kötü niyetini adeta tescil eder şekilde davranmıştır.

Yapılan açıklamalar doğrultusunda  tarafların boşanmalarına, müşterek çocukları ……..M’ in velayetinin davacı müvekkile verilmesine karar verilmesi istemiyle, Sayın Mahkemenize  başvuru gereği duyulmuştur.

YASAL NEDENLER           : MK.166 / son maddesi,, sair yasal mevzuat.

KANITLAR                : ………. K. sayılı dosyası, …….. icra dosyası, tanık anlatımları, nüfus kayıtları, sair her türlü delil.

SONUÇ VE İSTEM   : Sunulan nedenlerle;

1- Tarafların BOŞANMALARINA,

2- Müşterek çocukları ………m’ in velayetinin müvekkilime verilmesine,

3- Yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini,

Müvekkilim adına saygı ile arz ve talep ederim.

E k i     :

Vekaletname sureti DAVACI VEKİLİ

Cum
19
Haz
6:00 pm

İştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana-babanın mali durumlarına göre ve birlik devam ederken çocuğun alıştığı yaşama şekli dikkate alınarak takdir edilir. İştirak nafakasının artırılması davasında, davalının gelir durumu tam ve sağlıklı bir şekilde tespit edildikten sonra, tarafların iktisadi durumuna göre çocukların özel okula gönderilmesinde ısrar edilmesinin tarafların durumuna uygun olup olmadığı tartışılarak oluşacak sonuç dairesinde küçüklerin ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda davalının geliri ile de orantılı olacak şekilde nafakaya hükmedilmesi gerekir.

Yargıtay Kararı
T.C. Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesi
Esas No: 2004/14293 Karar No: 2004/14078 Tarihi: 20.12.2004

• İştirak Nafakası
• Özel Okul Giderlerinin Nafaka ile Karşılanması
• Nafaka Artırım Oranı
• İştirak Nafakasının Belirlenmesi

ÖZET :
İştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana-babanın mali durumlarına göre ve birlik devam ederken çocuğun alıştığı yaşama şekli dikkate alınarak takdir edilir. İştirak nafakasının artırılması davasında, davalının gelir durumu tam ve sağlıklı bir şekilde tespit edildikten sonra, tarafların iktisadi durumuna göre çocukların özel okula gönderilmesinde ısrar edilmesinin tarafların durumuna uygun olup olmadığı tartışılarak oluşacak sonuç dairesinde küçüklerin ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda davalının geliri ile de orantılı olacak şekilde nafakaya hükmedilmesi gerekir.
Ayrıca, gelecek yıllar için de nafaka artırımı talep edilmesi halinde, Devlet İstatistik Enstitüsünce açıklanan TEFE artış oranında artırım yapılması uygundur.

(4721 s. m. 176/5, 182)

TAM METİN :
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili dilekçesi ile; velayeti anneye verilen çocuklar için halen ödenmekte olan toplam; 90.000.000 lira iştirak nafakasının artırılarak her bir çocuk için 1.000.000.000 liraya yükseltilmesine karar verilmesini ayrıca, TMK’nın 176. maddesinin 5. paragrafı gereğince artış öngörülmesine ve özel okul ücreti olarak 7.184.000.000 liranın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle; velayeti davacıya verilen müşterek çocukların her biri için aylık nafakanın 400.000.000 liraya yükseltilmesine, davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmektedir.
İştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana-babanın mali durumlarına göre takdir edilir. Ayrıca, nafakanın takdirinde birlik devam ederken çocuğun alıştığı yaşama şekli de dikkate alınır.
Yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırmasında; davacı annenin çalışmadığı ve bir gelirinin bulunmadığı; davalının ise, beyaz eşya ticareti ile uğraştığı yaklaşık aylık 1.000.000.000 lira kazancının bulunduğu belirtilmiştir.
Davacı taraf, davalının gelirinin daha yüksek olduğunu ve gayrimenkulleri bulunduğunu iddia etmektedir. Mahkemece; davacı iddiası araştırılarak, gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davalının gelir durumu tam ve sağlıklı bir şekilde tespit edildikten sonra, tarafların iktisadi durumuna göre çocukların özel okula gönderilmesinde ısrar edilmesinin tarafların durumuna uygun olup olmadığı tartışılarak oluşacak sonuç dairesinde küçüklerin ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda davalının geliri ile de orantılı olacak şekilde nafakaya hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.
Ayrıca, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre; gelecek yıllar için de nafaka artırımı talep edilmesi halinde, Devlet İstatistik Enstitüsünce açıklanan TEFE artış oranında artırım yapılmasının uygun olacağı kabul edilmektedir. Mahkemece, “tarafların ilerleyen yıllardaki sosyal ve ekonomik durumlarındaki değişimin bugünden belirlenmesinin mümkün olmadığından bahisle” gelecek yıllar için artış talebinin reddine karar verilmiş olması da doğru değildir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.12.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşini döven Kadıncı, 1 yıl hapis yatmak yerine, eşinden ve yaşadığı bölgenin halkından özür dilediğini yazan broşürleri bastırıp dağıttı. Hâkim, Kadıncı’nın ceza olarak 50 fidan dikmesini de istedi

Kastamonu’nun Araç ilçesinde eşini döven Mustafa Kadıncı (32), üzerinde “Eşime vurduğum için eşimden ve tüm Araç halkından özür diliyorum” yazılı bin el broşürü dağıtma ve 50 fidan dikme cezasına çarptırıldı. Eşinden dayak yiyen İpek Kadıncı, karardan dolayı memnun olduğunu söyledi.
Araç’ın Şiringüney köyünde çiftçilik yaparak geçimini sağlayan Kadıncı, eşi İpek Kadıncı’yı (23)dövdü. Kadıncı’nın şikâyetçi olması üzerine, Mustafa Kadıncı hakkında Araç Asliye Ceza Mahkemesi’nde “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan iki yıl hapis cezası istemiyle yargılandı.

‘Para cezası daha iyiydi’
Hâkim Aslıhan Limon, Mustafa Kadıncı’ya, verdiği 1 yıl 4 ay hapis cezasını, üzerinde iri puntolarla yazılmış, ‘Eşime vurduğum için eşimden ve tüm Araç halkından özür diliyorum. Mustafa Kadıncı’ yazılı bin el broşürünü, ilçede bulunan tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personel ile Kastamonu Caddesi’nden geçenlere birer tane verecek şekilde dağıtma” cezasına çevirdi. Hâkim ayrıca, Mustafa Kadıncı’nın Orman İşletme Müdürlüğü’nün uygun gördüğü yere 50 fidan dikmesine de karar verdi.
Aynı suçu yeniden işlemesi durumunda hapis yatacak olan Mustafa Kadıncı, bastırdığı broşürleri adliye tarafından görevlendirilen personel eşliğinde, kararda belirtilen yerlerde dağıttı. Karardan memnun olmadığını söyleyen Kadıncı, “Cezayı ağır buldum. Para cezası olsa daha iyi olurdu” dedi. Kadıncı eşiyle aralarında şu anda huzursuzluk olmadığını ve bundan böyle dayak olayının tekrarlanmayacağını belirtti.

Bankanın hatası pahalıya mal oldu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bir bankanın yaptığı yanlışlık nedeniyle eşinden şiddet gören kadına, bankanın manevi tazminat ödemesine karar verdi.

İzmir’de bir banka, 14 yıllık evli bir kadına, Hakan Eren adlı bir kişiyle ortak hesap açtırdığına dair hesap ekstresi gönderdi. Eşiyle bankaya giden kadına, banka yetkilileri hesabın yanlışlıkla açıldığını söyledi. Ancak buna inanmayan koca, eşinin Hakan Eren adlı kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek eşine şiddet uyguladı.

”Ekstrenin ulaştığı gün eşinin kendisini dövdüğünü, ölümle tehdit ettiğini ve nafaka, tazminat istemeden boşanmaya zorlandığını” iddia eden kadın, bu olaylar sonucu eşinden boşandığını kaydetti. Kadın, ”bankanın hukuka aykırı eylemi nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı, namusundan endişe duyulduğu, bedensel bütünlüğünün zarara uğratıldığı” gerekçeleriyle banka aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtı.

Davanın görüşüldüğü İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, kadının kocasından şiddet görmesi ve boşanması ile bankanın hatalı kayıtla hesap açması arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetti.

Kadının, yerel mahkemenin kararını temyiz etmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de ”kadının boşanması ile bankanın hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmasa da bankanın hatalı işlemi nedeniyle kadının şiddet gördüğünün açık olduğuna” işaret etti ve yerel mahkemenin, kadın yararına uygun görülecek miktarda manevi tazminata hükmetmesi gerektiğine işaret ederek, kararı oy birliğiyle bozdu.

Yerel mahkemenin ilk kararında direnmesi üzerine dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda görüşüldü.

Kurul, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin gerekçeleri doğrultusunda yerel mahkemenin direnme kararını oy birliğiyle bozdu.

Bu kararla 3. kişilerin hatası ile boşanmaya sebebiyet verilmesi halinde tazminat davalarının önü  açılmış oldu.Örneğin dedikodu yapan komşumuz veya  bir yakınımız(kaynanamız) boşanmaya sebebiyet vermiş ise veya bir telefon şirket hata ile eşinizle başkası adına sevgili hattı vermiş, bu da boşanmaya sebeb olmuş ise tazminat alabilmemiz mümkün..:)

Anneanne(babaanne) ve dedenin küçükle kişisel ilişki kurulmasını isteme hakları yeni Medeni Yasamızın 325. maddesinde kanuni bir hak olarak tanınmıştır. Bu nedenle  küçük ile dedesi  arasında kanuna uygun kişisel ilişki kurulması gerekir.

T.C. Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi
Esas No: 2005/12054 Karar No: 2005/14804 Tarihi: 25.10.2005

• Çocukla Kişisel İlişki Kurulması
• Hısımların Kişisel İlişki Kurma Hakkı

ÖZET :
Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere ve özellikle hısımlarına da tanınabilir. Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle, sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur.
Olayda, kişisel ilişki kurmak isteyen davacılar, babası ölmüş olan çocuğun babaannesi ve dedesi olup kişisel ilişki kurulduğunda çocuğun huzurunun tehlikeye gireceğine ve davacıların haklarını amacına aykırı kullanacaklarına dair delil yoktur. Davacıların torunlarını görmek, torun sevgisini tatmak ve çocuğa da bu sevgiyi vermek haklarıdır.

(4721 s.  m. 182/2, 325/1)

TAM METİN :
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere ve özellikle hısımlarına da tanınabilir (TMK. md. 325/1). Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle, sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur (TMK. md. 182/2).
Küçük Sıla, 1999 doğumludur. Annesi ve babası boşanmışlardır, boşanma kararı ile velayeti annesine verilmiştir. Karar 10.12.2002 tarihinde kesinleşmiş, çocuğun babası 15.2.2003 tarihinde ölmüştür.
Davacılar, çocuğun babaannesi ve dedesidir. Kişisel ilişki tesis edildiğinde çocuğun huzurunun tehlikeye gireceğine ve davacıların bu haklarını amacına aykırı olarak kullanacaklarına dair dosyada delil yoktur. Davacıların torunlarını görmek ve onunla uygun kişisel ilişki kurmak, torun sevgisini tatmak ve çocuğa da bu sevgiyi vermek haklarıdır. Uygun kişisel ilişki tesisi gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Hükmün gösterilen sebeplerle (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 25.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi
Esas No: 2004/7964 Karar No: 2004/9028 Tarihi: 06.07.2004

• Çocuk ile Kişisel İlişkinin Düzenlenmesi
• Torun ile Kişisel İlişki Kurulması

(4721 s.  m. 182, 325)

TAM METİN :
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm kişisel ilişki yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Küçükler 1993 doğumlu Mürüvet ve 1996 doğumlu Hülya ile davacı dedeleri arasında her hafta sonu kişisel ilişki kurulması vasinin vesayet görevini gereği gibi yerine getirmesini engelleyeceği gibi, küçüklerin bedeni ve fikri gelişimlerini de olumsuz yönde etkileyecektir. Bu yönler nazara alınarak daha uygun sürelerle de kişisel ilişki düzenlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Temyiz edilen kararın gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.07.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Milliyet gazetesinde yayınlanan bir haber dikkatimizi çekti,paylaşmakta yarar var…Okuyunca kendimizi daha iyi tanıyacağımıza inanıyorum…….

Türkiye’nin aşk ve evlilik haritasının çıkarıldığı araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, evlilerin yarısına yakını “ilk sevdiği kişiyle evlendiğini” söylüyor. Boşanmışlar ise “ilk aşklarıyla evlenmediklerini” itiraf ediyor. Bekârların ezici bir çoğunluğu ise “Evleneceğim kişi ilk aşkım olmayacak” diyor

18. yüzyılın büyük Fransız düşünürü Jean Jacques Rousseau, okuma yazma bilmeyen bir hizmetçiye âşık olmuştu. Fransız Devrimi’ne ışık tutan fikirlerin sahibi, felsefe ve sosyoloji alanlarında tarihe damgasını vuran bu düşünür, bu cahil kadına öylesine âşık oldu ki, hayatı boyunca ondan ayrı kalamadı.
Tabii bir yandan bir eserinde eşinden ‘çirkin, cahil, budala ve hor görülecek bir kadın’ diye bahsetti, diğer yandan masraflarından kurtulmak için beş çocuğunu yetimhaneye bıraktı.
Âşık mıydı? Âşıktı..
Evli miydi? Evliydi..
Aşk ve evlilik ilişkisi yüzyıllardır çözülemeyen bir denklem… Kimse çözemedi, elbette Rousseau da düşünceleriyle bize ideal ilişkileri anlattı, ama kendi içinde, kendi evinde çözümsüz kaldı.
Belli ki yanlış kadına âşık oldu, belli ki o kadın yanlış adamı seçti…
Dünya değişiyor, evlilikleri, aşkı, evimizin düzenini yeniden sorguluyoruz. “Üç çocuk idealdir”, “Evlenmeden beraber yaşanmaz” deniliyor, tartışıyoruz. Evlilik aşkı öldürür mü, eşcinsel evlilik olur mu, görücü usulü doğru mudur, tartışıyoruz.
Diğer yandan, TV yarışmalarında eşlerimizden “ideal erkek” yaratmaya, “ideal eş”i ise izdivaç programlarından çıkarmaya çalışıyoruz.
Değişiyoruz.
Yargılarımız, eşimize, çocuğumuza, evimize bakışımız hızla değişiyor.
Ve, seçim dönemlerinde, siyasi hareketlilik yaşandığı dönemlerde çarpıcı araştırmalara imza atan Adil Gür yönetimindeki A&G Araştırma Şirketi, bu kez değişen bizleri sorguluyor.
Araştırma, evlilik, aşk, cinsellik, çocuk özel yaşamı kapsayan konularda 2009 Türkiye’sini anlatan sosyolojik yapının fotoğrafını çekiyor.
Bakalım değişen bizi bu sonuçlardan görebilecek miyiz?

Araştırmanın künyesi
Araştırmaya katılanlara, “Evlendiğiniz kişi ilk aşkınız, ilk sevdiğiniz kişi miydi?” diye, bekârlara ise “Evleneceğiniz kişi ilk aşkınız, ilk sevdiğiniz kişi mi olacak?” diye soruldu. Sonuçta, en çok evli olanlar “eşlerinin ilk aşkları olduğunu” söylerken, boşanmışlar ise “ilk aşkım değildi” itirafında bulundu.
Sonuçlara ayrıntılı olarak bakıldığında, evlilerin neredeyse yarısı “ilk sevdiği kişiyle evlendiğini”, yüzde 40.2’si ise “ilk âşık olduğu kişiyle evlenmediğini” söyledi. Bekârların yüzde 68.4 gibi ezici bir çoğunluğu ise “Evleneceğim kişi ilk aşkım olmayacak” dedi.
Cinsiyet olarak sınıflandırıldığında ise, evli kadınların yüzde 63.5’i eşinin ilk aşkı olduğunu söylerken, bu oran erkeklerde yüzde 50.6’ya düştü.
Eğitim yükseldikçe ilk aşkıyla evlenenlerin oranı hızla düşerken (ilkokul ve altı yüzde 62.7 – üniversite yüzde 39.7), büyükşehirden kente ve kıra doğru gidildikçe ilk aşkıyla evlenenlerin oranı arttı (Büyükşehir yüzde 53.2 – Kırsal yüzde 62.9).
Doğu ve Güneydoğu’da “Evlendiğim kişi ilk sevdiğim kişiydi” cevapları da oldukça yüksek çıktı. (Yüzde 69.2 – Yüzde 73.7)

Eğitimlilerin ailesi eş seçimine daha çok karışıyor
“Aile büyükleri evliliğinizi onayladı mı, gönülden izin verdi mi?” diye sorulan katılımcıların yüzde 94.8’i “evet” derken,  eğitimlilerde ailelerin kararına karşı çıkma oranının daha fazla olduğu görüldü.
“Evlenirken aile büyükleri izin vermeseydi ne yapardınız?” diye sorulduğunda ise katılımcılar ikiye bölündü. “Yine de evlenirdim” diyenler yüzde 43.3, “Vazgeçerdim” diyenler ise yüzde 43.9 oldu. “Kaçardım / Kaçırırdım” diyenler ise yüzde 4.7 olarak gerçekleşti. “Ailem istese vazgeçerdim” diyen kadınların oranı (yüzde 54.1), erkeklerden (yüzde 32.4) fazla çıktı.
Araştırmaya göre eğitimlilerin aileleri eş seçimine daha çok karşı çıkıyor. (İlkokul yüzde 3, üniversite yüzde 8.)

Mantık evliliği yapanların oranı az değil
“Evliliğiniz aşk evliliği mi yoksa mantık evliliği miydi ya da evlenirseniz öyle mi olacak?” sorusuna, evlilerin yarısından fazlası “Aşk evliliği yaptık” dedi.
En fazla aşk evliliği ise Ege’de (yüzde 61.6), en az Doğu ve Güneydoğu’da (yüzde 33.5 – yüzde 33) çıktı.
Evlilerin yüzde 53.5’ünün aşk evliliği, yüzde 39.9’unun ise mantık evliliği yaptığını söylediği çalışmada, bekârların ise yüzde 68.4’ünün aşk evliliği yapacağını düşündüğü belirlendi.
Evli kadınların yüzde 49.9’unun, erkeklerin ise yüzde 56.8’inin aşk evliliği yaptığını söylediği araştırma sonuçlarına göre, yaş yükseldikçe “Aşk evliliği yaptım” cevapları hızla düşüyor.

Akraba evliliği çok fazla
Katılımcılar, eşini kendisinin seçtiğini söylese de, eşlerin aslında yakın ya da uzak akraba olduğu da görülüyor. Ankete göre, evli her 100 çiftin 7 ya da 8’i 1. dereceden akrabasıyla evleniyor. Yakın olmasa da yine de akrabasıyla evlendiğini söyleyenlerin oranı da yüzde 19.1… Yakın ya da uzak akrabasıyla evlenenlerin oranı toplamda yüzde 26.7 oluyor. Araştırmaya göre, eğitim yükseldikçe 1. derece akraba evlilikleri hızla azalırken, en çok ortaokul veya lise mezunları yakın olmayan akrabalarıyla, ilkokul mezunlarının ise birinci dereceden akrabalarıyla evlendiği görülüyor. En az akraba evliliği Ege’de (yüzde 6.1); en fazla Güneydoğu Anadolu’da (yüzde 27.8) görülüyor.

‘En iyi arkadaşım eşim’
“Eşiniz aynı zamanda iyi bir arkadaşınız mı, arkadaşınız mıydı? Bir sıkıntınız olduğunuzda önce onunla paylaşır mısınız, derdinize birlikte çare arar mısınız?” diye soruldu ve evli her 100 çiftten 63’ü eşinin dertlerini paylaştığı iyi bir arkadaşı olduğunu söyledi. Erkekler bu soruya genel ortalamanın üzerinde “Evet, her zaman” derken (yüzde 66.7), kadınlarda “hayır” cevabı daha fazla çıktı (yüzde 15.5).
Yaş yükseldikçe de eşiyle dertleşme oranları azaldı. 28 yaş ve altı katılımcıların yüzde 73.3’ü her zaman eşiyle konuştuğunu söylerken, bu oran 44 yaş ve üstünde yüzde 57.4’e düştü.

Güneydoğulu eşini kendi seçmiyor
“Evleneceğiniz kişiye kim karar verdi ya da verecek?” diye sorulan evlilerin yüzde 63.6’sı kendisinin, yüzde 17.3’ü ise akrabası olan bir aile büyüğünün karar verdiğini söyledi. Bekârların ise yüzde 90.3’ü evleneceği kişiye kendisinin karar vereceği yönünde cevap verdi.
Güneydoğuda “kendim karar verdim” cevapları yüzde 24.7 ile genel ortalamanın çok altında çıkarken, en fazla “kendim karar verdim” diyenler yüzde 79.9 ile Ege Bölgesi’nde çıktı.

UZMAN GÖRÜŞÜ Prof. Dr. Bengi Semerci (Psikiyatrist)
Erkeklerin sevdikleriyle evleniyor görülmeleri normal
Anket sonuçlarına genel olarak baktığımız zaman yaşam koşullarının değişimi, eğitim, şehirleşme gibi etkenlerin evlilik, aşk ve beklentileri değiştirdiğini görüyoruz. Eğitimli ve etkileşime açık çevrelerde yaşayanlar daha özgür seçimler yapabilirken, eş seçiminde daha akılcı davrandıkları görülüyor.
“Aşk” kelimesine hangi anlamların yüklendiğine önem vermek gerekir. Aşırı beklentilerle dolu aşkların bitmesi daha fazla olumsuz duygu yaratır. Kırsal kesime gittikçe, kadına verilen söz ve eğitim hakkı azaldıkça, evliliklerden erkeklerin daha memnun olması doğallaşır. Yine seçim hakkı erkekte olduğu için, erkeklerin sevdikleriyle evleniyor görülmeleri normal. Kadınlar ise onları sevdiklerini söyleyen ama kendisinin sevip sevmediğinin önemli olmayan kişilerle evleniyor sonucu çıkıyor. Özellikle büyük şehirlerden uzaklaşıldıkça çevresel etkenler nedeniyle kendi kendine tanışma azalmakta, görücü usulü tanıştırma artmaktadır. Ama görülüyor ki bu süreçte kişilere birbirlerini tanıma ve ret hakkı da verilmekte, bir çeşit yakınlar aracılığıyla flört sağlanmaktadır.
Benzer şekilde geniş ailelerin evlilikler üzerindeki etkisi de azalıyor gibi düşünülebilir. Bu değişimler olumlu olarak değerlendirilebilir. Olumsuz olan ise, yüzdesi çok görülmemekle birlikte hâlâ zorla evlendirmelerin olması, aşka verilen (romanlar, haberler, filmlerle yüklenen anlamların etkisiyle) anlamlar nedeniyle hayal kırıklıklarının artması, hatta şiddete dönme olasılığı olması, aile içi şiddetin çok yüksek oranlarda olması başlıca sayılabilir.

Anne bakım ve şefkatine muhtaç yaşı çok küçük çocuğun babanın velayetine bırakılması kanuna aykırıdır.Hakim re’sen küçüğün durumunu gözetir.

T.C. Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi
Esas No: 2004/5023 Karar No: 2004/5635 Tarihi: 03.05.2004

• Küçüğün Velayetinin Anneye Verilmesi

ÖZET :
Annenin bakım ve şefkatine muhtaç olan ve anne yanında kalmasının bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmayan küçüğün velayeti anneye bırakılmalıdır.

(4721 s.  m. 182, 336/2)

TAM METİN :
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm; velayet, kişisel ilişki yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Küçük K. annesinin yaşantısını idrak edebilecek yaş ve olgunlukta değildir.
Ana yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve hemen meydana gelecek tehlikelerin varlığı da ispat edilmediği halde ana bakım, şefkatine muhtaç 1998 doğumlu K.’nin Türk Medeni Kanununun 182, 336/2 maddeleri uyarınca babanın velayetine bırakılması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.

ANLAŞMALI BOŞANMADA 1 YILLIK SÜRE ŞARTI GERÇEKLEŞMEDEN BOŞANMA KARARI VERİLEMEZ.

T.C.

YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/1911
K. 2007/15180
T. 7.11.2007

• BOŞANMA ( Bir Yıllık Süre Şartı Gerçekleşmeden Tarafların Kabulüne Dayanarak Boşanmaya Karar Verilmesinin Usul ve Yasaya Aykırılığı )

• EŞLERİN KABULÜNE DAYANARAK BOŞANMA KARARI VERİLEMEMESİ ( Evliliğin En Az Bir Yıl Sürme Şartının Gerçekleşmediği )

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMIŞ SAYILMASI ( Evlilik En Az Bir Yıl Sürmüş İse Eşlerin Birlikte Başvurması Ya da Bir Eşin Diğerinin Davasını Kabul Etmesi )

4721/m.166

ÖZET : Mahkemece, tarafların gösterdikleri delillerin toplanarak, Medeni Kanunun 166/1-2. maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken Medeni Kanunun 166/3. maddesinde öngörülen bir yıllık süre şartı gerçekleşmeden tarafların kabulüne dayanarak boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi ile Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır”kmü getirilmiştir.

Dosyadaki nüfus kaydından tarafların 7/8/2003 tarihinde evlendikleri ve davanın açıldığı tarihte henüz bir yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmıştır.

Mahkemece, tarafların gösterdikleri delillerin toplanarak, Medeni Kanunun 166/1-2. maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken Medeni Kanunun 166/3. maddesinde öngörülen bir yıllık süre şartı gerçekleşmeden tarafların kabulüne dayanarak boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

SONUÇ : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 07.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/16486
K. 2008/16566
T. 3.12.2008

• BOŞANMA ( Anlaşmalı – Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmesi Eşlerin Birlikte Başvurması Ya da Bir Eşin Diğerinin Davasını Kabul Etmesi Halinde Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmış Olduğu Kabul Edileceği/Koşulların Oluşacağı )

• ANLAŞMALI BOŞANMA KOŞULLARI ( Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmesi Eşlerin Birlikte Başvurması Ya da Bir Eşin Diğerinin Davasını Kabul Etmesi Halinde Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmış Olduğu Kabul Edileceği )

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA ( Anlaşmalı – Evliliğin En Az Bir Yıl Sürmesi Eşlerin Birlikte Başvurması Ya da Bir Eşin Diğerinin Davasını Kabul Etmesi Gerektiği )

4721/m.166/3, 184

ÖZET : Türk Medeni Kanununda, evlilik en az bir yıl sürmüş ise eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağı öngörülmüştür.

Mahkemece yasal bir yıllık süre şartının gerçekleşmemiş olması nedeniyle tarafların delilleri sorulup gösterdikleri takdirde toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacılar Ö.E. tarafından 15.9.1997 tarihinde N.E.’a karşı anlaşmalı boşanma hükümlerine dayanılarak açılan boşanma davasının kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Türk Medeni Kanununda, evlilik en az bir yıl sürmüş ise eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağı öngörülmüştür. ( TMK.md. 166/3 )

Dosyada mevcut nüfus kaydından, tarafların 3.12.1996 tarihinde evlendikleri anlaşılmış olup, dava tarihine göre henüz bir yıllık yasal süre dolmamıştır.

Mahkemece yasal bir yıllık süre şartının gerçekleşmemiş olması nedeniyle tarafların delilleri sorulup gösterdikleri takdirde toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 03.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.