Tue
15
Apr
admin

Can Dündar’dan;Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için.. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın
son verdiği kurum ayni zamanda da… Evliliğimin bu kadar uzun
sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde
yasamamaktan… Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması , eğitim
seviyesinin erkeğin lehine yada en azından eşit olması bunların
sadece
ikisi… Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yasça büyük olmalı ki,
kadına “hot” dediğinde oturmalı kadın… Yada yumuşatıyorlar;
-Efendim
kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış
yaşı…
Eğitimde de böyle.. Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş,
evde kalmakmış laiki….
EŞiM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne “hot” dememe gerek kaldı 17
senede, ne de benden önce çöktü…
Yıllar içinde ben yaslandıkça o gençleşti,
-”Ooo Can bey kapmışınız çıtırı” esprilerine muhattap dahi oldum.
EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim.. Ne o
bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım… Kulağa
gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil
Cibran…
Bunu unutmadık biz.
Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konutsu 17 sene.
O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o “haklisin bitanem…” dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda “ama bi de böyle düşün” de
dedik fikrimizi savunurken.
Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç için
savaşan neferlerdik bu hayatta…
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak
cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık.
Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon , kim bu
saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama…
Sevginin en büyük dostuydu bizim için “güven”… ve güvenin
ardına saklanmış bir “saygı” vardı daima…
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede…
Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman
yasayacaktık… Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın
dışında yattım bi gece, misafir odasında…
Gece yarısı kapı açıldı esim;
-”Ne yapıyosun burada?” diye sordu kapının esiğinden,
“uyuyorum” dedim buz gibi bi sesle… Gitti, gelmesi 1 dakikasını
almıştı
elinde yastıkla… “kay yana” dedi daracık yatakta. “ne yapıyorsun?”
dediğimde “benim yerim senin yarın, sen gelmezsen ben gelirim”
dedi…
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar
sürecek… Ve bence doğrusu da bu…
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga
ettik, yatak odamız hariç..
Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık
birbirimize… Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41
inci
çift olacaktık o listede…
Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Nede olsa bizim
oyunumuzdu,oynanan…
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence…
Topluma kulaklarını tıkayarak hemde… Ne benim, ne de
bizim sözlerimizle…
Sadece gönlünüzden geçtiğince…
Dediği gibi Ataol Behramoglu’ nun;
“…Yasadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yasayacaksın,
ırmaklara, göğe, bütün evrene
karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir
armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…

CAN DÜNDAR

Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir.
Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder.
Aşağı çekersin omuzların titrer. Ama yine
de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, rahat bir uyku
uyumayı başarır

Yazar:
admin
Zaman:
Tuesday, April 15th, 2008 at 6:27 pm
Kategori:
Boşanma Yazıları
Yorumlar:
You can leave a response, or trackback from your own site.
RSS:
Bu yazıya verilen cevapları RSS 2.0 beslemesinden takip edebilirsiniz.
Navigasyon:


Bir Cevap to “Can Dündar’dan;”

  1. Rahim Bakıcı Says:

    Selam Can Bey.Kendinizle gurur duymalısınız böyle bir eşe sahip olduğunuz için.Benim boşanmış olduğum eşim sizin eşinizin yaptığınız 1000 de birini yapsaydı onun için ölürdüm.Gerçi yapmasada evli olduğum süreçte yine ölürdüm onun için.Mutluluğunuzun devamını dilerim.Allah üzmesin saygılar

Yazıya Yorum Gönder