Boşanma Davası

BOŞANMA NEDENLERİ GENEL OLARAK AŞAĞIDA GÖSTERİLMİŞTİR:
1-Zina nedenine dayalı boşanma
a- Evli olmak
b- Cinsel ilişki,
c- Kusurlu olmak,

2-Cana Kast ve Pek Fena Muamele
3-Cürüm ve haysiyetsizlik nedeniyle boşanma
a-Yüz Kızartıcı bir suçun işlenmesi
b-Haysiyetsiz hayat sürmek
4-Akıl Hastalığına dayalı boşanma
A) Eşlerden birisinin evlendikten sonra akıl hastası olması ve Uzman doktor raporuna göre belirlenmesi
B) Hastalığın tedavisinin mümkün olmaması
C) Hastalığın en az 3 yıl sürmesi
D) Akıl hastalığı yüzünden evliliğin diğer eş yönünden çekilmez bir hal alması gerekir.Önemli: Bu davada akıl hastası olduğu iddiası nedeniyle eşin dava ehliyetinin olup-olmadığının belirlenmesi için Sulh Hukuk Mahkemesine müzekkere yazılarak Vasilik kararının alınması gerekir. Bu süre içinde dava Bekletici Sorun yapılmalıdır.
5-Terk nedenine dayalı boşanma(MK-164)
6-Geçimsizlik nedenine dayalı boşanma(MK 166)a)MK – 166/1b)MK -166/2c)MK – 166/3 (Anlaşmalı Boşanma)d)MK – 166/ SON
Bu sayfada sadece uygulamada en çok karşılaşılan iki boşanma nedeni anlatılacaktır. Diğer Boşanma nedenleri açıklanmayacaktır.
YENİ MEDENİ YASASI’NDA Kİ TERK NEDENİNE DAYALI BOŞANMA MADDESİ:

Madde 164.- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır.Ancak boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.


Terk mutlak boşanma nedenidir.
Eşlerden birisi geçerli bir sebep olmaksızın evini terkeder ve 6 ay süre ile ayrılır ve evine dönmez ise diğer eş terk nedenine dayanarak boşanma davası açabilir.
Bu süreyi İHTAR ÖNCESİ ve İHTAR SONRASI süreler olarak ikiye ayırmak gerekir.
Terk için geçerli neden ilelebet devam edemez ,makul bir süreden sonra haklı neden kalkar.
Evi terk eden eş evlilik birliğini devam ettirmeme kastı altında evi terk etmelidir.O halde Eş bu kast altında evi terk eder ise DİĞER EŞ NE YAPMALI ?
Diğer Eş Eğer samimi olarak evliliğin devamını istiyor ise hemen ihtar çekmek sureti ile işe başlamalı.
Peki ihtar nedir ve nasıl çekilir? Şekil şartı ve süre aranır mı ?Evet aranır

İ H T A R:* Önemli:İhtar samimi bir arzunun ürünü olmalıdır. Boşanma aracı olarak kullanılmamalıdır. Aksi ispat edildiği takdirde örneğin ihtardan sonra davet eden eşin “eve döndüğün takdirde seni öldürürüm.” gibi tehdidin varlığı ispat edilirse bu ihtar geçersizdir.(Hakim resen ihtarın samimiyetini inceler. )
İHTAR NEDİR?
İhtar nihai bir karar değildir. Bu nedenle başlı başına temyiz edilemez. Kesindir.
Değişik iş defterine kaydı yapılmalıdır.
İhtarda harç alınmaz.
Duruşma yapılmaz.
İhtar vekile yapılamaz.
Eş yurt dışına gitmiş ise yine ihtar istenilen şartlar içerisinde yurt dışına gönderilmelidir.
Davacı olan yani ihtar çeken Eş yurt dışında ve terk eden eş Türkiye ye gelmiş ise Davacının Yurt dışında daimi işçi olduğu ve kendi ve terk eden eşin ikametinin orada bulunduğunu belgelerle ispat eder ise ihtar kararı verilmelidir.
GÖREV:Asliye Hukuk Mahkemesi
YETKİ: Her yerden çekilebilir. Çünkü ihtar bir dava değildir.
İHTARDA NELER BULUNMALIDIR ?
İhtarda eşin davet edildiği evin açık adresi mutlaka gösterilmelidir.
Eşin hangi süre içerisinde eve döneceği mutlaka gösterilmelidir.
2 aylık süre içerisinde eve dönülmemesi halinde hakkında boşanma davası açılacağı mutlaka yazılmalıdır.
Evi tereden eşin eve dönerken yapacağı,yol ve yeme-içme vb. masrafların miktarı ihtarda gösterilmelidir.
Önemli: Yol gideri konutta ödemeli olarak gönderilmelidir.
HAKİM İHTAR TALEBİ ÜZERİNE NE YAPMALIDIR? :)
Hakim hiç bir inceleme yapmadan evrak üzerinde yukarıda ki bütün şartları araştırıp ihtara karar vermelidir.
Önemli:İhtardan önce yada ihtar süresi içerisinde terkeden eş tarafından açılmış bir tedbir nafakası davası ihtar süresi içerisinde kabul edilmiş ise ihtar geçersiz olur.
İHTARDA SÜRE NE ZAMAN İŞLEMEYE BAŞLAR?Kural olarak süre ihtarın eşe tebliğ edildiği günden itibaren başlar. Ancak eğer yol parası ihtardan daha sonra eşe ulaşmış yada bu paranın alınmasından imtina edilmiş ise artık bu tarih esas alınmalıdır.
a İhtar tebligat kanununa uygun yapılmalıdır.
SÜRE NE KADARDIR?
T e r k T a r i h i İ h t a r T a r i h i D a v a T a r i h i
|__________________________|_______________________________|
Dört ay ( İhtar için beklenecek süre) İki ay (Dava açmak için beklenecek süre)
A-İhtar öncesi dört aylık süre: Terk tarihinden itibaren en az dört ay geçtikten sonra ihtar çekilmelidir. Bu süre dolmadan çekilen ihtar geçersizdir. Bu süre ise beklemek için geçerli olan en az süredir. Hakim re’sen bu süreyi araştırmalıdır.
Sürenin belirlenmesine esas olmak üzere için fiili ayrılığın belirlenmesinde tanık dinlenmelidir.
Fiili ayrılık kesintisiz sürmelidir. Kısa süreli de olsa bir araya gelindiği saptanırsa ihtar geçersizdir.
Her bakımdan Bağımsız Konutun sağlanması gerekir. Bağımsız konuttan ne anlaşılmalıdır?

a) Sosyal ve ekonomik açıdan oturulabilecek özellikte bir ev olmalıdır. (tuvalet,banyo,mutfak vb. olmalı , gerekirse keşif yapılmalıdır.)
b) Konutun iyi niyet esaslarına göre seçilmesi gerekir. Yani konutu hazırlayan eş kendi çalıştığı iş yerinin bulunduğu yerde (şehir) konutu hazırlamalıdır. Ayrı ayrı şehirlerde ise kocanın iyi niyetinden söz edilemez. Çünkü evlilikte asıl olan eşlerin birlikte yaşamalarıdır.
c) Davet edilen evde anne-baba,kardeş davet eden eşle birlikte kalmamalıdır. Birlikte kalıyor iseler bağımsız konuttan söz edilemez. Kocanın önceki eşinden olan çocuğu reşit ve aynı evde kalıyor ise yine bağımsızlıktan söz edilemez. Ancak çocuk reşit değil ve babanın bakma sorumluluğu ve zorunluluğu (yasal olarak) var ise bu durum konutun bağımsız olmasını etkilemez. Uygulamada anne-baba aynı apartmanda ancak ayrı dairelerde oturuyor ancak yemeği düzenli olarak birlikte yiyor ve sadece yatmadan yatmaya kendi evlerine gidiyor iseler bu konut bu şartlar halinde bağımsız değildir. İhtarın geçerli olması için bu şekilde ki aile içi uygulamadan vazgeçildiği açıkça belirtilmelidir. Ancak bu durumun ihtardan sonra varlığını ve devam ettiğini ispat terk eden eşe düşer.
Terk eden eş yasal süre içerisinde eve geldiğini ve evin bağımsız olmadığını yada kapının kapalı olduğunu iddia ediyor ise bunu ispat etmelidir.
B) İhtar sonrası iki aylık süre: Davet eden eş ihtarda açıkça belirttiği 2 aylık süre dolduktan sonra davasını açmalıdır. Bu süre en az olan süredir. Davacının bu süre dolduktan sonra istediği bir tarihte dava açma hakkı doğar.
İhtardan sonra söz konusu olan bu ihtarda bir eksiklik olduğu anlaşılır ise ikinci ihtarın gönderilmesi için belirlenen sürenin beklenilmesi gerekir.
Terk eden eş bu iki aylık süre içerisinde haklı bir nedeni yada mazereti olduğunu ispat edemez ve bu süre dolduktan sonra örneğin 65 gün sonra konuta dönerse davacının dava açma hakkını ortadan kaldırmaz.
Terke dayalı boşanma davası her iki eşe de tanınmıştır. Karı da bu nedene dayalı olarak ihtar gönderip dava açabilir.
Davada ,herkes genel kural gereği iddiasını ispat etmek zorundadır.
Davalı eve dönmemekte haklı olduğunu ispat etmelidir.
YENİ MEDENİ YASASI’NDA Kİ ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİNE DAYALI BOŞANMA MADDESİ:

VI. Evlilik birliğinin sarsılması
Madde 166.- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.
Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.
Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.
Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça akrabalık ve arkadaşlık tanık beyanını değerden düşürecek bir sebeb kabul edilemez. Asıl olan tanığın doğru söylediğinin kabulü gerekir. (HUMK 254)

Evlilik birliği müşterek hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa eşlerden birisi boşanma davası açabilir.

Tamamıyla kusurlu olan eşin dava açma hakkı yoktur. Ancak az kusurlu olan eşin bu hakkı vardır.

“Temelinden Sarsılma” Kavramını dar olarak anlamamak gerekir. Takdir hakkı kullanılırken eşlerin sosyal ve ekonomik durumları, yetişme koşulları,eğitim düzeyleri v.b. nedenleri gözönüne almak gerekir.

Davacı iddiasını her türlü deli ile ispat edebilir. Ancak Davacı tanık deliline dayanmış ise Tanık anlatımlarının olabildiğince somut, görgüye dayalı ,inandırıcı ve açık olmalıdır. Örneğin tanık, davacı eşin yüzünde ki yada vücudunda ki morarma yada darp izini bizzat görmeli, ağır küfür ve hakaret ifade eden sözleri bizzat duymalıdır.
Hangi sözler yada davranışlar evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına kanıt olabilir ?

Eşlerin birbirine karşı söyledikleri Ağır küfür ve hakaretler (Kavat , Pezevenk , ibne , ağzına sı….m,pislik ,sümüklü herif, puşt,hırsız,sahtekar,sapık vb). sözler evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına kanıt olabilir. Kocanın sorumsuz olması karıya yukarıda ki sözleri söyleme hakkı vermez.
Karı yada kocanın uzun süreli cinsel yetersizlikleri (Kocanın , eşinin kızlığını bozamamış olması E.B.T.S. karinedir.)
Karı-kocanın aşırı sorumsuzluğu,(içki ve kumar düşkünü olmak ,evin zorunlu ihtiyacını almamak,iş imkanı varken tembellikten dolayı çalışmamak, Karının ise aşırı pis ve pasaklı olması,düzenli yemek yapmaması,eşinin yada çocuklarının çamaşırlarını yıkamaması,Kocanın eşini sürekli olarak dövmesi ,sık sık tartışıp adliye yada karakola başvurmaları.
Fiili ayrılık tek başına boşanma nedeni olamaz.
Barışmadan önceki olaylar affedilmiş sayılır, eğer eşler tekrar bir araya gelmiş ve daha sonra da yine anlaşamayarak dava açılmış ise bir araya gelindikten önceki söz ve eylemler kanıt olarak değerlendirilmez.
Dava şiddetli geçimsizlikten açılmış ise daha sonra zina yada terk nedeniyle boşanma kararı verilemez.
Tanıkların üçüncü kişilerden aktardıkları sözler boşanmaya esas alınamaz.
Tanıkların davacıdan naklen aktardığı sözler de delil olarak davaya esas alınamaz.
İhtar çekmekle koca önceki olayları affetmiş sayılır. Bu nedenle MK.164/1 maddesine dayanarak dava açıldığında ihtardan önceki eylem ve sözler aleyhe delil olamaz.
Dava açıldıktan sonra gelişen olaylar bu davaya esas alınmaz.
Eşlerden birisinin hasta olması,(sara,verem,kanser,Kan uyuşmazlığı, kısırlık, aşırı göz hastalığı v.b.) boşanma nedeni değildir. Akıl hastalığı ve cinsel yetersizlik hariç. Ancak hormon bozukluğu nedeni ile karının aşırı kıllı olması uzman hekim raporu ile belgelenmiş ise boşanma nedeni olabilir. Bu konu önemli olmakla birlikte kesin bir çizgi ile hastalığın boşanma nedeni sayılması için sosyal ve çevresel faktörler göz önüne alınıp belirlenmelidir.
Kadının ,habersizce kocasının cebinden para alması boşanma nedenidir.
Dövme ve dayak ile ilgili ceza davası sonucu beklenilmelidir. Takipsizlik kararı verilmiş ise bu dosya celbedilip mutlaka incelenmeli ve doktor raporu var ve koca tarafından dövüldüğü sabit ise boşanmaya karar verilmelidir.
Soyut olarak kadının çalışmak istemesi başlı başına boşanma nedeni olamaz.
İradi olmayan davranış ( Kloptamani) boşanma nedeni olamaz.
Davacının(kocanın) ayrı evde oturan ve arasıra ziyaretine gelen ve bakıma muhtaç olan hasta annesine davalının (karı) yardımda bulunmaması boşanma sebebidir.
Eşlerden birisi aşırı cimri ise boşanma nedenidir.
Anlaşmalı Boşanma Şartları:
1- Evlilik en az bir yıl sürmüş olmalı,
2- Eşlerin bizzat başvurması yada eşlerden birisinin başvurması halinde duruşmada diğer eşin kabul etmesi,
3- Eşlerin bizzat dinlenmesi
4- Eşlerin boşanma irade ve taleplerini hiç bir baskı ve etki altında kalmadan serbest iradeleri ile verdikleri konusunda hakim üzerinde kesin bir kanaatını oluşması,
5- Mali konularda ve çocukların velayeti konusunda eksiksiz ve tereddütsüz olarak eşlerin anlaşması halinde anlaşmalı boşanma hükümlerine göre karar verilmelidir.
Mali konular nelerdir?
1- Eş için Yoksulluk nafakası

2- Çocuk var ise iştirak nafakası

3- Tedbir nafakası

4- Maddi ve Manevi Tazminat ,

bu şartlardan birisi yada ödeme şekli ve taksit miktarı üzerinde uyuşmazlık var ise dava reddedilecektir. Yada MK.166/ 1-2 maddesine göre deliller toplanıp sonucuna göre karar verilecektir.
Taraflar mahkemeye anlaşma metnini gösterir protokol sunmuş iseler bu protokolün bizzat hakim tarafından tasdik edilip hüküm fıkrasında gösterilmesi gerekir. Hakim anlaşma metninde özellikle çocuklar yada eşlerin açık ve muhtemel mağduriyetini görebiliyor ise değiştirebilir. Ancak tamamen reddine karar veremez.
Bir yılın altında ki evliliklerde dava hemen reddedilmelidir. Zira Bu sürenin hiç bir istisnası yoktur.
Eşler davayı birlikte açabilecekleri gibi birisi açarak daha sonra diğer eş duruşmada boşanmak istediğini söyleyebilir.
Davalı eş başka bir şehirde ise ikamet ettiği yer mahkemesine talimat yazılıp hakim davalı eşi bizzat dinler ise yine MK.166/3 maddesinde ki şartlar oluşmuş sayılır.
Önemli 1:Anlaşmalı boşanma hükümleri davasında çoğu zaman eşlerden birisi yurt dışında olup Türkiye de bir avukata vekalet vermekte ve dava vekili tarafından açılmakta ,davalı eşte duruşmada davayı kabul etmektedir ki bu durumda vekalete dayanarak hakimin MK.166/3 maddesi gereğince boşanma kararı vermesi mümkün değildir. Zira yasa maddesi incelendiğinde hakimin bizzat tarafları dinlemesi emredici hüküm olarak istenilmektedir.
Önemli 2:( Yine uygulamada sık sık karşımıza şu olaylar çıkmaktadır: Ülkemizde ki yoğun işsizlik nedeniyle vatandaşlarımız yurt dışına gidip çalışmak amacıyla Türkiye de eşinden boşanmak ve gitmek istediği ülke vatandaşı olan bayanla 5 yıl süre ile evlenmek , daha sonra da tekrar bu yabancı uyruklu eşinden de boşanıp oturma izni aldıktan sonra eski eşiyle yeniden evlenmek istediklerini beyan ederek anlaşmalı boşanma hükümlerine göre bir anlamda formalite gereği boşanma talep etmektedirler. Ben bu tür boşanmalara ” Anlaşmalı anlaşmalı boşanma” diyorum. Bu konuda Hakimin son derece dikkatli ve hassas olması gerekir. Bu durumlarda çoğu zaman kadın, kocasının geleceğe yönelik hayal ve pembe rüyalara ilişkin telkin ve sözlerinin etkisinde kalmakta ve mevcut çocukların da velayetini kendi üzerine almakta ,ayrıca nafaka ve tazminat gibi hiç bir talebi de olmamaktadır. Maalesef koca eşinden ayrıldıktan sonra yurt dışına çıkar çıkmaz kendisini o ülkenin cazibesine kaptırmakta ve ailesini unutup yüzüstü bırakmaktadır. Kadının 1. Derecede yakınları da yok ise ya çevrenin bakımına muhtaç hale gelmekte yada hiç de arzu edilmeyen işlerde çalışmaktadır. Öncelikle hakimin; dilekçe de bu şekilde açık bir ifade var ise ” boşanma iradelerinde tarafların samimi olmadığı” gerekçe gösterilerek yasanın açık hükmü karşısında davanın reddine karar vermesi gerekir. Ancak çoğu zaman dilekçede böyle bir gerekçeye yer verilmemekte, dava MK.166/3 maddesinde ki aranan şartlara uygun olarak açılmaktadır. İşte kadının ve çocukların geleceğini teminat altına almak için kanımca hakim mutlaka protokole müdahale etmeli ve çocuklar ve kadın için belli miktarda nafakaya hükmetmelidir. Zira hakim olayın niteliğine göre “mekaniklikten” ve “katı usul hukuku kurallarından” kurtulmalıdır. Kaldı ki özellikle yasa maddesi, boşanma davalarında hakime geniş takdir yetkisi tanımaktadır.

AÇILAN BOŞANMA DAVASININ REDDİ HALİNDE YENİ AÇILACAK BOŞANMA DAVASI(M.K. 166/SON)
Şartları:
1-Boşanma sebeplerinden birisi ile açılmış bir davanın reddedilmiş olması,
Davanın esastan yada feragat nedeniyle reddine karar verilmesinin önemi yoktur.
Davanın açılmamış sayılmasına (HUMK 409)yada yetkisizlik nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise MK.166 / son maddesine esas alınmaz.

2-Ret kararının kesinleşmiş olması,
Kesinleşmenin usulünce yapılıp-yapılmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

3-Kesinleşme tarihinden itibaren üç yıl geçmiş olmalı,
Dava feragat nedeni ile reddedilmiş ise üç yıllık süre bu feragat tarihinden başlar.

4-Bu üç yıllık süre içerisinde eşlerin bir araya gelmemesi,
Bu dört şartın birlikte gerçekleşmesi halinde aksine bir iddia yok ise önceki reddedilen dosya celbedilip incelendikten sonra eşlerden birisinin açacağı davanın kabulüne karar verilmelidir.
Bu süre içerisinde evlilik birliğinin yeniden kurulduğu ve bu amaçla eşlerin bir araya geldiği iddiası var ise iddiada bulunan eş ,tanık,resim, video bandı,belge ve tanık gibi her türlü delil ile iddiasının ispat etmek zorundadır.
Eşlerin evlilik birliğini yeniden kurma amacıyla olmaksızın bir araya gelinmesi ( nafaka ve velayetin görüşülmesi gibi) eşlerin bir araya geldiği anlamına gelmez.
Fiili ayrılık süresi içerisinde davalı eşin nafaka aldığı sabit ise eşlerin bekleme süresi içerisinde bir araya gelmediklerine karine teşkil eder.
YENİ MEDENİ YASASI’NDA Kİ AYRILIK HÜKÜMLERİ:
I. Ayrılık :
Madde 170. Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.
II. Ayrılık süresi
Madde 171 Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.
III. Ayrılık süresinin bitimi
Madde 172 Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur.
Ayrılık Bir davadır. Esas defterine kaydı yapılır, karar karşı tarafa tebliğ edilir ,verilen karar üzerine esas defteri kapatılır ve temyizi mümkündür.
Şartları:
1- Eşlerden birisi tarafından açılmış bir dava olmalı.
2- Boşanma nedeninin gerçekleşmesi ancak eşlerin tekrar bir araya gelebilme ihtimalinin oluşması,(Hakim mutlaka tanık yada eşlerin beyanlarından bu kanaata varmalıdır.)
Boşanma nedeni gerçekleşmemiş ise ayrılık kararı verilemez.
3- Ayrılık en az 1 yıl en fazla da üç yıl için verilir.
Eşler ayrılık süresi konusunda talepte bulunmuş iseler Hakim bu talep ile bağlıdır. ü Ayrılık süresi kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlar, üİmkan tanımak Eşlere ortak yaşam konusunda yeniden düşünmek,ve imkan bulunması halinde yeniden bir araya gelmelerine için Hakim ayrılık kararı verebilir.
Dava sadece ayrılık talebini içeriyor ise boşanmaya karar verilemez.
Ancak boşanma davası açılmış ise hakim ayrılık kararı verebilir. Davacı boşanma davasında ki yargılama sırasında ayrılık talebi istemiş ise mutlaka yarılık kararı verilmelidir.
Eğer çocuk var ise hakim mutlaka geçici olarak çocukların velayet ve hem eşin hem de çocuğun nafakası konusunda tedbiren karar vermelidir.
Ayrılık kararı içerisinde eşler bir araya gelmemiş ise açılacak dava üzerine boşanmaya karar verilmelidir. Eşlerden herhangi birisinin dava açma hakkı vardır. Ancak davayı açan eşin ,diğer eşin bir araya gelmekten kaçındığını yada bu süre içerisinde bir araya gelmediklerini ispat etmesi gerekir.
Ayrılık süresi içerisinde başka nedenlere (zina,haysiyetsiz hayat sürme)dayanarak boşanma davası açılabilir.
Tamamen kusurlu olan eş,evlilik birliğinin kurulmasına mani oluyor ise ayrılık süresi bitiminde dava açamaz ,açar ise red kararı verilmelidir. Ancak evlilik birliğinde samimi olduğunu ispat eder ise dava açma hakkı vardır.

BOŞANMA DAVASINDA USUL HÜKÜMLERİ :
YENİ MEDENİ YASASI’NDA Kİ USUL HÜKÜMLERİ:
D. Boşanmada yargılama usulü
Madde 184.- Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.
2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re’sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.
4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.
5. Boşanma veya ayrılığın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.
6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.
GÖREV: 4787 s.y. gereğince Aile Mahkemesi,
YENİ MEDENİ YASASI’NDA Kİ YETKİ HÜKÜMLERİ:
D. Boşanmada Yetki:
Madde 168.-Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturduklar yer mahkemesidir.
ü Bu değişiklik ile bayan eşte kocasının ikametgahında davayı açma zorunluluğundan kurtulmuş olmaktadır. Artık kadın da kendi oturduğu yerde boşanma davası açabilir.

Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun
Kanun No. 4787 Kabul Tarihi : 9.1.2003
Amaç ve kapsam
MADDE 1. – Bu Kanunun amacı, aile mahkemelerinin kuruluş, görev ve yargılama usullerini düzenlemektir.
Bu Kanun, aile hukukundan doğan dava ve işleri görmek üzere kurulan aile mahkemelerine dair hükümleri kapsar.
Aile mahkemelerinin kuruluşu
MADDE 2. – Aile mahkemeleri, Adalet Bakanlığınca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak her ilde ve merkez nüfusu yüzbinin üzerindeki her ilçede, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde olmak üzere kurulur. Aile mahkemelerinin yargı çevresi, kurulduğu il ve ilçenin mülkî sınırlarıyla belirlenir. Ancak yargı çevresi, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değiştirilebilir.
Gerektiğinde birinci fıkradaki usule göre bir yerdeki aile mahkemesinin birden çok dairesi kurulabilir. Bu durumda daireler numaralandırılır. Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesince bakılır.
Aile mahkemelerinde bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadar personel bulunur.
Aile mahkemeleri hâkimlerinin nitelikleri ve atanmaları
MADDE 3. – Aile mahkemelerine, atanacakları bölgeye veya bir alt bölgeye hak kazanmış, adlî yargıda görevli, evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve tercihan aile hukuku alanında lisansüstü eğitim yapmış olan hâkimler arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atama yapılır.
AİLE MAHKEMELERİNİN GÖREVLERİ
MADDE 4. – Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler:
1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,
2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi,
3. Kanunlarla verilen diğer görevler.
Aile mahkemeleri bünyesinde bulunan uzmanlar
MADDE 5. – Her aile mahkemesine,
1. Davanın esasına girilmeden önce veya davanın görülmesi sırasında, mahkemece istenen konular hakkında taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak ve sonucunu bildirmek,
2. Mahkemenin gerekli gördüğü hallerde duruşmada hazır bulunmak, istenilen konularla ilgili çalışmalar yapmak ve görüş bildirmek,
3. Mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak,
Üzere Adalet Bakanlığınca, tercihan; evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından, birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı atanır.
Bu görevlilerin bulunmaması, iş durumlarının müsait olmaması veya görevin bunlar tarafından yapılmasında hukukî veya fiilî herhangi bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması hallerinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar veya serbest meslek icra edenlerden yararlanılır.
Bu uzmanlar, 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda düzenlenen hâkimin reddi sebeplerine göre reddolunabilir.
Koruyucu, eğitici ve sosyal önlemler
MADDE 6. – Aile mahkemesi, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere görev alanına giren konularda:
1. Yetişkinler hakkında;
a) Evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri konusunda eşleri uyararak, gerektiğinde uzlaştırmaya,
b) Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin gerekli önlemleri almaya,
c) Resmî veya özel sağlık veya sosyal hizmet kurumlarına, huzur evlerine veya benzeri yerlere yerleştirmeye,
d) Bir meslek edinme kursuna veya uygun görülecek bir eğitim kurumuna vermeye,
2. Küçükler hakkında;
a) Bakım ve gözetime yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya,
b) Bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terk edilmiş halde kalan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına veya resmî ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye,
c) Çocuk mallarının yönetimi ve korunmasına ilişkin önlemleri almaya,
d) Genel ve katma bütçeli daireler, mahallî idareler, kamu iktisadî teşebbüsleri ve bankalar tarafından kurulmuş teşekkül, müessese veya işletmelere veya benzeri işyerlerine yahut meslek sahibi birinin yanına yerleştirmeye,Karar verebilir.
Aile mahkemesince verilen bu kararların takip ve yerine getirilmesinde 5 inci maddeye göre atanan uzmanlardan biri veya birkaçı görevlendirilebilir. Bu kararlara uyulmaması halinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 113/A maddesi uygulanır.
Usul hükümleri
MADDE 7. – Aile mahkemeleri, önlerine gelen dava ve işlerin özelliklerine göre, esasa girmeden önce, aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörünün korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunları tespit ederek bunların sulh yoluyla çözümünü, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak teşvik eder. Sulh sağlanamadığı takdirde yargılamaya devam olunarak esas hakkında karar verilir.
Bu Kanunun uygulamasında, vesayet makamı olarak aile mahkemesince verilen kararlara karşı, Türk Medenî Kanununun 397 nci maddesinde belirtilen denetim makamı görevi, varsa bir sonraki numaralı aile mahkemesince, yoksa o yerdeki asliye hukuk mahkemesince, asliye mahkemesi derecesinde başka mahkeme yoksa en yakın yerdeki aile mahkemesi veya 2 nci maddenin ikinci fıkrasına göre görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesince yerine getirilir.
Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunda hüküm bulunmayan konularda Türk Medenî Kanununun aile hukukuna ilişkin usul hükümleri ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.
Kadrolar
MADDE 8. – Adalet Bakanlığı taşra teşkilâtında kullanılmak üzere ekli (1) ve (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13.12.1983 tarihli ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) ve (II) sayılı cetvelin ilgili bölümlerine eklenmiştir.
Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan hükümler
MADDE 9. – 1) 14.1.1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasındaki “Sulh Hâkimi” ibaresi “Aile Mahkemesi Hâkimi” olarak değiştirilmiştir.
2) 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 8 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (4) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (5) numaralı alt bendi yürürlükten kaldırılmış ve mevcut (6) numaralı alt bendi (5) numaralı alt bent olarak teselsül ettirilmiştir.
4. Borçlar Kanununun 91, 92 nci maddelerinde mahkeme veya hâkime verilen işleri,
GEÇİCİ MADDE 1. – Aile mahkemesi kurulan yerlerde bu mahkemeler faaliyete geçtiğinde, yargı çevresi içerisinde ve görev alanına giren sonuçlanmamış dava ve işler, yetkili ve görevli aile mahkemesine devredilir.
Yürürlük
MADDE 10. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 11. -Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.